Anlatı Özel Sayısı
Editör’den
Değerli Okurlar,
D’oku, yayın hayatındaki bir yılın ardından dördüncü sayısıyla okurlarıyla yeniden buluşuyor. Derginin ilk sayısında, bir başlangıcın heyecanı kadar acemiliğini de yaşadık. “Başlangıçın İzinde Bir Soruşturma”da ilk kitabını yayımlayan yeni yazarların başlangıç heyecanını üzerinden bir yıl geçtikten sonra daha iyi anlıyoruz.
İkinci sayımızda ise edebiyat tarihinde hak ettiği ilgiyi yeterince görmediğini düşündüğümüz 1950 Kuşağı öykücülüğüne yakından bakmayı seçtik. Kuşağın öykücülerinden Adnan Özyalçıner’le edebiyat anlayışları üzerine konuşabilmekse en büyük şansımız oldu.
2025’te yayımlanan son sayımızda ise seçim yapmanın zorluğunu ve bu zorluğun açtığı düşünsel alanı “aradalık” kavramı etrafında ele aldık. “Aradalık”ı aynı zamanda sanat, kültür ve edebiyat hayatında belirleyici bir kavram olarak incelemeye çalıştık.
Dördüncü sayımızda ise “Anlatı” başlıklı dosyamızla okurun karşısındayız. Bizler için bu dosyayı hazırlama süreci aynı zamanda her türlü “anlam”ın nasıl inşa edildiğine karşı dikkat çekme isteğinden doğan bir araştırmaya dönüştü. D’oku en başından beri d’okunanların fikriyle hareket etti. Farklı sesleri duyabilmenin okumanın açtığı alanla mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu sayımızda okurlarımızı anlatıyı geçmişiyle olduğu kadar bugünüyle ve güncel tartışmalarıyla da düşünmeye davet ediyoruz.
Hümeyra Çalışkan

Edward Hopper, Rooms by the Sea (1951).

Nobel Kürsüsünden Edebiyata Bakmak: Anders Olsson’la Söyleşi
Nobel Edebiyat Ödülü Komitesi başkanı Anders Olsson ile yapılan söyleşi D’okunun Dördüncü sayısında.
Soruşturmayı Gerçekleştiren: Muhammet Çelik
Çeviren: Gülce Tarak

“Dosya”dan

Hande Öğüt
Dil, Anlam, Anlatı Meselesine Feminist Bir Bakış
ERKEK YAPIMI DİLE KARŞI KADIN DİLİNİ OLUŞTURABİLMEK
Yıllar önce, sevgili Süha Oğuzertem’in daveti üzerine, Bilgi Üniversitesi’nin bir eğitim
programında Feminist Edebiyat Eleştirisi üzerine uzunca bir sunum yaptım. 2 Feminist
ekolleri, feminist eleştirisinin anahatlarını, kullandığı analiz yöntemlerini, alternatif dil
çalışmalarını örnekler üzerinden anlattığım saatler süren bu sunumun sonunda bilginin pekişip
içselleşmesi, iletişimin interaktif hale gelebilmesi niyetiyle bir atölye çalışması düzenledim.
Farklı yazarların eserlerinden küçük birer pasajı -isim belirtmeden- arka arkaya sıraladığım
tekstleri sınıfa dağıtıp yeterli bir sessizlikten sonra ilk şunu sordum: Sizce hangi metinler
kadınlar, hangileri erkekler tarafından yazılmış olabilir?

Sema Vatansever
Anlatının Dönüşen Yüzleri: Mimesis’ten Alımlama’ya
Hayat mı sanatı yansıtır, yoksa sanat mı hayatı? Anlatının tarihine yakından bakıldığında, bu sorunun yalnızca estetik bir mesele olmadığı; aynı zamanda hakikat, temsil, bellek ve özneyle ilgili tartışmaları da içinde barındırdığı görülür. Anlatının neyi, nasıl ve kimin adına dile getirdiği sorusu, tarihsel dönüşümünü anlamak açısından belirleyici bir eşik oluşturur.
D’okunaklı Köşe

Mehmet Öner
Bulunmak Yazının Kaderidir
Bazı metinler vardır yazıldıkları günden çok sonra onları arayan kalplerle yeniden hayata karışır. Edebiyat meraklılarının belki de en çok hoşuna giden şeydir buradaki hikâyeler. Tesadüflerle, sıradanlıklarla ya da sessizce karşınıza çıkar. Bu sayıda sizlerle paylaştığımız Cemal Süreya ve Enis Batur’a ait daha önce yayımlanmamış iki mektup, işte böyle bir bekleyişin ardından gün yüzüne çıktı.
Süha Oğuzertem’e
Gönderen: İlhan Berk

İlhan Berk’in Süha Oğuzertem’e yazdığı mektup 3. sayımızda.

“3.Sayı”dan
Çeviri Şiirler

Jane Clarke’dan “Roots” ve “Crescent”
Çeviren: Gonca Özmen
Üç buçuk saatlik bir yol
beni anneme bağlayan iplerin gevşemesi için.
Son dönemeçten sonra evdeyim.

Carlos Drummond de Andrade’den “Kelime”
Çeviren: Mustafa Seyfi
Artık sözlüklere
başvurmak istemiyorum beyhude.
O kelimeyi istiyorum
asla sözlüklerde yer almayacak
ve icat edilemeyecek o kelime.
Eşiğin Kıyısında Yazmak,
Irmak Zileli ile Edebiyatın Sınır Hâlleri:
Röportaj: Nilay Kestevur

“Kendini sakınan, kendine bakma cesareti göstermeyen bir yazarın metni, okurunda öyle bir etki uyandıramaz.Ben de ilk romanımda farkında olmadan o yola girmişim. Kendimden yola çıkmışım. Fakat burada riskli olan şu: Kendinden yola çıkıp da bir yere gidememek, kendinden hiç uzaklaşamamak. Kendi ekseni etrafında dönen bir anlatı kurarak, okuyana hiçbir şey söyleyememek, başkalarının da bağ kurabileceği bir eser ortaya çıkaramamak. Bu tehlikeyi Eşik’in ilk taslağı olan 180 sayfayı okuduğumda fark ettim. Yazdıklarım bırakın başkalarını, bana bile son derece çiğ gelmişti.”
Arada-lık Dosyasından

‘Aradalık’ Bağlamında Psikoterapi
M. Bilgin Saydam
Mit, aradalıkları doldurur; geçmişten geleceğe doğru onun içinden akarız. Aradalık’ hâli gerçek bir ‘ol(a)mama’, ‘oluyor-olma’ ve ‘olabilirlik’ hâlidir. Bir geçiştir, ama –henüz– geç(e)memişliktir. ‘Geçmiş’ geçmiştir, ‘gelecek’ –henüz–gelmemiştir, hiç gelmeyecektir. Eylemin geleceğe yönelmiş olması geleceği ‘gerçek’ kılıyor olabilir, ama geçmiş artık–kendi başına– gerçekliğini yitirmiştir; ancak geleceğe doğru eylemin içinde mümkündür. ’Şimdi’ ise -hep- yapılırkenyıkıldığından hiç var ol(a)mamaktadır.

YAZ(G)I
Enis Batur
Yazar eli artık hattat eli hiç değil: Klavyeyi seçeli beri.
İmdi, hâlâ el(imin) yazısıyla ilerleyen bir yazı adamı olarak, bir gün elime kalem almayacak olsam, hissedilir bir tutukluk yaşarım önce, dönüşte ―
çizmek, çiziler monokondiller biraz da bundan devreye girmiş olabilir ― düşününce.

Necatigil’in “Kâh Memnun Kâh Huzursuz İçine Gömüldüğü”Arada’lık
Muhammet Çelik
Arada, içerdiği kurgusal yapının yanı sıra biçimsel açıdan da bir aradalık hâli taşır. Bu şiir kitabı, Necatigil’in “hikmet burcu”na geçiş sürecindeki şiirsel aradalığı hem biçim hem de içerik düzeyinde yansıtır. Kitap, adının taşıdığı anlamı sadece tematik düzlemde değil şiirsel, estetik ve poetik yapıda da somutlaştırarak tam anlamıyla “arada” sallanır. Sonuç olarak Behçet Necatigil’in Arada adlı kitabı, yalnızca şairin kendi poetik geçişini yansıtmasıyla değil aynı zamanda aradalık hâllerini konusal bağlamda derinlemesine işlemesiyle de büyük önem taşır. Necatigil’in bizzat belirttiği gibi kitap tamamen aradalık hâlleri, zamanları, mekânları ve durumları üzerine kurgulanmıştır. Şiir boyunca kapı, pencere, çocuk, ölüm ve doğum gibi hem somut aradalık mekânları hem de geçiş ritleriyle simgeleyen unsurlar öne çıkarılmıştır.
Editörlük Soruşturması
Bir metin yalnızca yazarın kaleminden çıkmaz; çoğu zaman o metnin görünmeyen ortağı, ilk okuru, yönlendiricisidir editör. Buna rağmen editörlük, edebî üretim süreçlerinde az konuşulan çoğu zaman geri planda kalan alanlardan biridir. Editör, bir metni nasıl okur? Neye müdahale eder neye d’okunmaz? Üçüncü soruşturmamızda editörlüğü; estetik sezgi, yönlendirici düşünce ve metinle kurulan yaratıcı bir ortaklık temelinde yeniden düşündük. Sorularımızı bu çerçevede hazırladık.

Sayısız metne eşlik etmiş, yön vermiş editörlerle konuştuk. Soruşturma, okur ve yazarlara metinleri bu defa editörün bakış açısından değerlendirme olanağı tanıyor.
SEVENGÜL SÖNMEZ
SELAHATTİN ÖZPALABIYIKLAR
MUSTAFA ÇEVİKDOĞAN
ESRA KÖKKILIÇ
ERTUĞRUL RAST
1950 Kuşağı Dosyasından

“Baştan beri gerçeğin herhangi bir tutanak biçiminde, basmakalıp olarak anlatılmasının karşısındaydık.”
Adnan Özyalçıner’le Söyleşi
Adnan Özyalçıner; yazın hayatı, 1950 Kuşağı ve dönemin yayıncılık ortamı hakkındaki soruları yanıtladı.

Hüzün Lâmbada Değildi
Hilmi Yavuz
Hilmi Yavuz, Mehmet Günfer Çelikman hakındaki yazısıyla “1950 Kuşağı Dosyası” için yazdı:
“Hüzün Lambada Değildi müstesna bir öyküdür. Bir Onat Kutlar olabilirdi Çelikman;– olmadı, ya da belki olmak [mı] istemedi? Kim bilir!
Şimdi burada bir soru: M. Günfer Çelikman’ın öyküsünün adı [Hüzün Lambada Değildi], “hüzün” sözcüğünün bilinçdışımla ilk temasını sağlamış olabilir [mi?] Bilinçdışımda bastırılmış ne varsa, tümünü bu sözcükle kuşatıp dışa vurmuş olabilir miyim?”

Türk Öykücülüğünde Modernist Kırılma
Jale Özata Dirlikyapan
“1950 kuşağı öykücülerinin metinlerinin anlaşılmaz, kapalı, halka uzak bulunmasının nedeni, yazarların içinde bulundukları çağın insanı olarak hissettikleri yabancılaşmayı ve parçalanmayı aktarmanın yollarını aramaları, bu yolların da içeriğe uygun bir biçimde “yabancı” ve “parçalı” oluşudur. Bazı yazarların içinde bulunduğu bu zihinsel ve psikolojik durumun önemli bir pekiştiricisi, okudukları Batılı yazarların metinleridir kuşkusuz.”

Bir Öykünün Öyküsü
Asuman Kafaoğlu-Büke
Asuman Kafaoğlu-Büke, “Yılan Uykusu” hakkında yazdı, öyküyü seslendirdi.
“Sait Faik “Yılan Uykusu”nda, “yılan” sözcüğünü bir kez bile kullanmaz, oysa öykünün yer aldığı Alemdağ’da Var Bir Yılan kitabında yer alan öykülerin içinde çok kereler -15 kez – geçer “yılan.” Yılan, binlerce yıldır mitlerde ve masallarda insanı kötülüğe sürükleyen sinsilik ve şeytanlık olarak ortak bilincimize yerleşmiş bir imge. Korku ve tiksintinin yanı sıra heyecan da yaratır yılan. Bir de iyileştirici bir güç olduğu düşüncesiyle tıp fakültelerinin logosudur. Sait Faik ise yılanı uyku halinde ele alıyor öyküsünde, yani uyuyorsa insandan ve yeryüzünden uzakta yer altındadır fakat varlığının hissedilmemesi yok olduğu anlamına gelmez.”

1950 Kuşağı’ndan unutulmuş bir isim:
Mehmet Günfer Çelikman
Mehmet Günfer Çelikman, 1950 Kuşağı yazarları arasında kısa bir süre görünürlük kazanmış, ardından edebiyat sahnesinden çekilmiş önemli bir isimdir. Hem şair hem öykücü kimliğiyle tanınan Çelikman, 1964 yılında Yorum Yayınları’ndan çıkan güneşli çayır adlı şiir kitabıyla edebiyat dünyasında iz bırakmıştır.
2. Sayı’dan Şiirler
Mert Tutucu
Kan Sızıyor Ağzımdan, Başım Sığmıyor Göklere
Yitik sevgim benim, sabırlı utangaçlığım,
Gözyaşımı sildiğim kan taşım
Çağa ayak uyduramayan gem vurulmaz yılkı atım
Ne zor şey ne kolay beklemek ölümü
Böyle diyorum ya, dökme öyle yüzünü, yılma, yıkılma
Can eriğim, dalından koparıldığın yerden öperim.
Levent Karataş
Süt
“Ben, ne zaman mutlu olurum?
Günümün saatleri meşgul
Eksiksiz dönem parçaları “
Deniz Schwarzald
Kop -Parç-
kalkıp hazırlan, kalk ve hazırlan, kalk lan
yarım saate ve bir aşka ihtiyacım var
renklerimi ben seçmedim. usuldum yaşamakta
yanımda hiçbir şey patlamadı. hiç binalara
yıkılmadım zengin, kaçmak zorunda değilim
kendimi güvende hissedebileceğim bir yer yok
M. Utku Yeşilöz
Dım
Hep aynı açarak büyük burgazağı
bir ucu olsun, çıkan gürültüyle dirilecek
yanıma koyulup durdukça
birkaç kere benimle
ve kesin
o çıplanmış ve
örttüm üstüme
…
uyandım.
Gül Ebrar Ataş
beş mil poúa
beş mil poúa, şairinin sesiyle.
ateşin başında doğurdum poúa’yı bir başıma
çifte telli, cilveli, kuş gibi kovuk olarak
kurdum onu yürük sütümle ipsiz sapsız adıma
suç ortağı kırkyama dibama kan davalı
dikiş-nakışta allah bizi yalvaç seçmiş salla
beş mili pîrê ninemdi et altıma ayan
İlk Sayıdan Öne Çıkanlar

Lirik/Çıkma
Enis Batur
Dört Lirik Dört Çıkma
Grek Mitologyasının köşetaşlarından Pandora’nın benim dünyamda kilit rolü oldu: “Erkeğim ben, bir daha doğuramam seni” hikâyesi ve öncesinden sonrasına dörtdörtlük bir düğüm olarak kadın figürü. Panofsky çiftinin kitabını nihayet yayımlama aşamasına geldim; darısı, bu bağlamda, son dönemde en çok etkileyen metnin başına: Jean-Pierre Vernant’ın konferans metni Pandora, İlk Kadın benim için 2006’dan beri başucu kitabı oldu ve kaldı. Ve‘den

Edebiyatta ve Sanatta Tanrıçalar
Asuman Kafaoğlu–Büke
“Son yıllarda da mitolojideki kadın kahramanların hikayeleri ilgimi çekmeye başladı. Tanrıçalar, kraliçeler, eşler, periler, nymphalar, doğaüstü yaratıklar, yarı-tanrılar ve hatta köle kadınların öykülerinde hem antik çağın izlerini hem de bugüne kadar süren cinsiyet rollerinin kalıplarını bulmak mümkündü. Zalim ama tutkulu, hırslı ama güvensiz, çılgın ama anaç, tutkulu ama intikamcı: bütün bu özellikleri bir arada taşıyordu Olimpos tanrıçaları. Antik çağ boyunca, insanlığın kaotik evreni anlama çabası içinde buluyoruz onların öykülerini. Ve onlar aracılığıyla daha iyi anlıyoruz insanın öfkesini, gücünü ve zaaflarını.”

Yüzyazı
Haydar Ergülen
“Yüzyazı nereden geliyor, daha doğrusu bendeki bu yüz yazmak arzusu nereden geliyor, elbette hakkında pek çok kez konuşmakla kalmayıp yazılar da yazdığım, bazı yazılarımda da andığım, şiirimizin ve denememizin ustası, o hep kalfa gibi davranmayı yeğledi bu arada, Cemal Süreya’nın 99Yüz adlı, altbaşlığı da İzdüşümler/Söz Senaryosu olan kitabından. Anlatmayacağım, hem nasıl anlatırım zaten, Türkçenin bence en güzel portre yazıları olan bu kitabı alıp okuyun lütfen. İşte ona fena halde özendim yıllarca ve onu taklit etmek üzere ben de “Yüzlerce” üstbaşlığıyla bir gazetenin haftasonu ekinde yazmaya başladım, niyetim 200 civarında yüz yazmaktı, ki “Yüzlerce”nin sayısal karşılığı da olsun! 200 değil, 100 değil, galiba 50 yazı bile olmamıştı ki daha, yol verdiler bana yüz vermediler! Yüzü bile tamamlayamadık!
Fatih Akın, Erkan Oğur, Sabahat Akkiraz, Türkan Şoray, Semih Kaplanoğlu, Ersin Salman, vb. adları yazmıştım, siyaset, sanat, kültür, edebiyat çevrelerinden. Sonra başka yazılar, kitaplar girdi araya, “Yüzlerce” yüzüstü kaldı…mı?”

Anabasis’ten
Yücel Kayıran
silerek devam ediyor başlangıçları
kör edimin sayısı
su damarından yoksun yamaç
çorak demek istemem
bir yanılsamadır zaman
çakır soluk kahverengi
geri çekilir olanak
dağdan daha büyüktür gözdağı
içerleme içerde düğümlenir

Erhan Altan çevirisiyle Bertolt Brecht
Sone no. 5: İnek tıkınmada

doğa küflenmiş,
su huzursuz
Orhan Kahyaoğlu
o kadar yavaş okudu ki,
sözcük sendeledi, dil hüsran.
Harf, gözün içine üşüştü.
hafıza kuştu, büzüştü dudak.
dile dokunup atılır ok,
çaresiz kuşun kanadını vurdu.

Cihannüma
Balázs Szőllőssy
Bir evde oturmak ki bu eve
bir daha asla gelmeyeceğini bilerek oturmak,
ilk ve son defa, on dakikalık, senin evin olabilirdi,
başka birinin evi, hemen karar verildi: kalacak
ahşap süslü tavanı, banyoyu izlemek,
her yer çamaşır tozu, boş kavanozlar,
bir kahve içmek, kavgadan kurtulmak,
sonunda gitmek, ardına bakmamak: Çukurcuma.
Macarca aslıyla birlikte.

“Başlangıç”ın İzinde Bir Soruşturma
D’oku Sanat ve Edebiyat Dergisi, ilk sayısını “Başlangıç” temasıyla açtı. Son beş yıl içinde ilk kitabını yayımlayan on bir yazar ve şairle gerçekleştirdiğimiz bu soruşturma, edebiyatın önemli seslerini bir araya getiriyor. “Başlangıç” yalnızca bir eserle ortaya çıkma anını değil, aynı zamanda türler arası geçişleri de ifade ediyor. “İlk”lerin ardındaki anlamı ve heyecanı okurlarımızla paylaşıyor. Bu çalışma, başlangıcın sadece bir adım değil, aynı zamanda sonsuz ihtimallerin kapısı olduğunu hatırlatıyor.
Soruştuma davetimizi kabul eden tüm yazarlarımıza teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Fatma İlhan’la Röportaj
Nilay Kestevur ve Hümeyra Çalışkan, Fatma İlhan’a ilk kitabı Teyzeler ve Maymunlar‘ı sordu
“Søren Kierkegaard’a atfedilen Almanca’ya da deyim olarak geçmiş çok sevdiğim bir söz var: “Hayat ileri doğru yaşanır, geçmişe doğru anlaşılır.” Biraz buradan bakmak lazım. Karakterlerim bu sıçramaları geçmişe takılmak için değil onu anlamlandırıp doğru yere konumlandırmak ve yarınlarını daha iyi hissederek yaşamak için yapıyorlar. O yüzden ‘gökyüzüne benzeyen’ ve ‘hiçbir yere gitmeyen çocukluklarına’ atıfta bulunuyorlar. Kim bilir?”
© 2026 D'OKU. Created for free using WordPress and Kubio
